ODTU-şi (60.) sume neçi doʒ̆anaz, (2016 ) jur vit̆oşi do vit̆o aşiz, micoxez, didi oxorcalepe do komolepe k̆ala Arkabişi xoronepe tulumi/ gudatsvirik̆ala bisterit. Hekti ODTU – HTBT – FOSİLLER coxote bistert.
Jin na ptfi steri, ma haʒ̆i k̆at̆a Mjaçxaz, Ank̆araz Artvinişi Oxoriz enni jin k̆at̆iz Artvinişi osturepe doboguram. Hanʒ̆o (40)jurneçi ʒ̆ana divu. Var oxobuşkfi, burgulepe çkimik “dubağun” tkfana şaki boçalişapare.
Rudigeri(2002) jur vit̆oşi do jurʒ̆anaz xolo Ankaraşe moxtu dore. Arhavililer Vakfişe moxtu do xolo Lazuri xoroni, Lazuri nena, Lazuri k̆ult̆uri na mip̆aramitase tişineri ar k̆oçi možirit tku dore. Hemindoraz Vakifiz na içalişamz bozokti çkimi coxo meçu dore. “ T̆elefoni gobumʒ̆k̆at. İp̆aramiti.” Uʒ̆u dore. Ala hemoraz hemu k̆ala var bižirit. Rudigerik na unont̆u muntxanepe ma komepçi. Ala hemuk ayce ip̆aramitamt̆u. Ma hemuz “ ç̆ubut̆a berepe k̆ala haşo mot ip̆aramitam, hemtepek ok̆ule ayce dulyape ko meşulunan k̆ayi var iven. “ buʒ̆vi dort̆u. Hemuşeni çkimi k̆ala var ip̆aramitu miçkin / dolomangonen. Rudigeri haʒ̆i Almanyaz universitez xocaluği ikomz dore. Ar – jur na ç̆aru muntxanepe İnt̆ernet̆iz koren. Mara na ç̆aru nenape isa reni? Heya var miçkin.
“Olgun
insanlar biraraya gelmezsek, dilimiz de ölecek!”
[Bu söyleşiyi Kemal
Özbıyık ile 30. XI. 2018 tarihinde Lazca olarak yapmış ardından da yine Lazca
olarak internet bloğumda yayınlamıştım. Lazca bilmeyenler için söyleşi metnini şimdi
Türkçeye tercüme edip yeniden yayına hazırladım.]
+
(Ön
açıklama: Bugünkü misafirim Kemal Özbıyık. Kendisini uzun
yıllardan beri facebook’dan tanıyorum, internetten arkadaşım. Geçen yıl bir kez
biraraya geldik, 23 Nisan 2017’de, Ankara’daki Artvin Vakfı’nda “Lazlar
(Tarihleri- Kültür ve Sosyal Yaşamları)” başlıklı bir toplantımız vardı; o
zaman bir araya geldik. Kemal Özbıyık, Lazcadan Türkçeye tercümanlığımı da yaptı.
İyi yürekli insanlarımızdan biri. Çok güzel konuşuyor. Çünkü güzel yürekli. Yayınlanmış
bir de kitabı var: “Üzerleri toz olmasın”. O zaman, kitabını bana hediye
etmişti; bir solukta okumuştum. Hem bu kitabına ilişkin, hem de kültürel
çalışmalarına ilişkin sohbet ettik. Bu metin, sohbetimize ait. 30 XI 2018, Ali
İhsan Aksamaz)
+
Ali
İhsan Aksamaz: Kemal bey, önce biyografinizden
konuşalım, öyle başlayalım, olur mu? Nerede doğdunuz? Kimlerdensiniz? Eski ve
yeni adıyla köyünüzün adı nedir? Hangi okullarda öğrenim gördünüz? Evli
misiniz? Çocuklarınız var mı? Günümüzde nerede yaşıyorsunuz? Emekli olduğunuzu
biliyorum. Şimdi ne işle meşgul oluyorsunuz?
Kemal
Özbıyık: 1954 yılında, Mart ayının ortasında, 15 Martta, Artvin-Arhavi Suhulet/ Küçükköy’de dünyaya gelmişim. Bize,
sülâlemize, nam olarak önceleri “Kuyişi”/ “Doğanoğuları” diyorlarmış. Kuyi,
Lazcada büyük bir kuşun adı. Türkçesine “doğan” diyorlar. Daha sonra bu nam “Buyukli”
olmuş. Soyadı kanunu çıktıktan sonra da soyadımız Özbıyık olmuş. Babamın adı Mustafa, annemin
adı Şefika. Benden büyük iki erkek kardeşim ve bir kızkardeşim vardı. Bir ağabeyim vefât etti. Şimdi bir ağabeyim ve
bir kızkardeşim var. Ben, ailemizin küçüğüyüm.
Babam, 84 yaşındayken 1994 yılında vefât etti, Şubatın 24’ünde. Annem 100 yaşının içinde. Aklı
başı yerinde. Lazca da, Türkçe de konuşuyoruz. Bildiği herşeyi bana söyledi,
anlattı. Eskilere ilişkin birçok konuyu konuşuyorduk; ben hepsini de kayıt
altına aldım, yazdım.
İlkokulun ilk iki sınıfını Suhulet/ Küçükköy’de
okudum. Benden büyük ağabeylerim beni Ankara’ya getirdiler. İlkokulu Ankara’da,
Sarar İlkokulunda tamamladım. Ortaokul ve liseyi Ankara’da Atatürk Lisesinde
tamamladım. Üniversiteyi yine Ankara’da, (A.İ.T.İ.A.) Ankara İktisadî ve Ticarî İlimler Akademisi’nde
okudum. Adı sonradan Gazi Üniversitesi oldu.
Futbol oynuyordum. PTT takımında
başladım. Farklı takımlarda da oynadım. Profesyonel olarak oynamadım, amatör olarak.
Ancak kemençe ve tulumun sesini duyunca, işi gücü bırakıp hemen oynamaya gidiyordum
8 yaşımdaydım. Büyüklerimle konuşuyordum. Konuştuğum
herşeyi de yazıyordum. Tabii, her yıl Ankara’dan köyümüze, Suhulet’e,
gidiyordum. Yaylalarda geziyordum. Derelerde, köylerde, dağlarda, ormanlarda
geziyordum. Oraların fotoğraflarını çekiyordum.
Şimdi neler yapıyorum? Elli yıldan bu yana
topladığım kültürel, etnogfrafik malzemeleri yayınlamak için kaleme alıyorum. O
topladığım kültürel malzemelerden oluşan yeni bir kitap yayınlamak istiyorum.
Bir kitabım 2017 yılında çıktı. Kitabımın adını şöyle
koydum:“ Üzerleri Toz Olmasın/ Doğu Karadenizde Yaş Almak”.
Bugünlerde yeni kitaplarım için, önceden topladığım
materyalleri düzenliyorum. Kitabımda Artvin ve Arhavi’nin kültürel ve folklorik
değerlerine ilişkin ayrıntılı bilgi olacak. Çok önceki kültürel değerlere
ilişkin yazıyorum. Ancak kitap çıkartmak maddî kaynak gerektiriyor;
araştırıyorum. Bulunca ikinci kitabımı da yayınlayacağım.
Yine köyüme ilişkin kültürel, folklorik konuları
yazacağım. Yazmış olduğum Lazca ve Türkçe şiirler de var, halen de yazıyorum. Lazca
kelimelerin Türkçe karşılıklarını da yazıyorum, sözlük çalışması gibi.
Yapıyor olduğum bu çalışmaya ben, “gelecek için
biriktiriyorum,“ diyorum.
Ali
İhsan Aksamaz: Yine biliyorum ki, siz, (ODTÜ) Orta Doğu
Teknik Üniversitesi’nin emektarlarından birisiniz. ODTÜ’de bilgisayar sisteminin kurulup
yerleşmesinde sizin de emeğiniz var. Öyle biliyorum. Bu ne zamandı? ODTÜ’de
çalışmaya nasıl ve ne zaman başladınız?
Kemal
Özbıyık: 1975 yılının Temmuz ayının 15’ nde ODTÜ- Elektronik
Hesap Bilimleri Bölümü’nün Bilgisayar Merkezinde çalışmaya başladım. Bu iş için
o zamanlar çok insan arıyorlardı. Ben de başvurdum. Yapılan yazılı sınavda
birinci oldum. İşe, üç kişi alacaklardı.
Yaptıkları sözlü sınavda bana, “Biz, işe hemen
başlayacak donanımlı kişileri arıyoruz. O sebeple seni önce yedek listeye
yazacağız,” dediler. Ancak iki ay sonra beni telefonla arayıp çağırdılar.
Böylece de ben orada işe başladım. Bir yıl sonra şef oldum. Az biraz zaman
geçince de müdür oldum.
O zaman bölüme bağlıydık. Daha sonra rektörlüğe
bağladılar. Adımız da “Bilgi İşlem Dairesi Başkanlığı” oldu. Orada çok çaba
gösterdim. Çok fazla iş yaptım. Yalnızca bizim bölümde değil, ODTÜ’nün her
yerinde beni tanıyorlardı. O zamanlarda, bilgisayarlarda kalın karton sistemlerini
kullanıyorduk. Ben futbol oynadığım için gece vardiyasında çalışmak işime
geliyordu. Gece vardiyasında iki kişi bulunuyorduk. Evli olan vardiya
arkadaşlarıma denk gelince onları evlerine gönderip ben tek başıma çalışıyordum.
İzin zamanım gelince de onlar da benim için çalışıyorlardı. Ben de yılda bir ay
olan iznimi iki ay kullanıyordum. İnterneti Türkiye’ye biz getirdik. 1992 yılında getirmiştik. Ancak bilgisayarın kullanımını
önce, zamanın cumhurbaşkanı Turgut Özal yaptığı için, resmî açılışımız 1993
yılının Nisan’ının 25’inde oldu. Ben o sırada İdarî İşler Müdürüydüm.
Emekli olana kadar 36 yıl çalışıp 2011 yılının 15
Temmuz’unda artık orada çalışmayı bıraktım.
ODTÜ’nün bir biriminde en fazla çalışan kişi benim. Çalışmaya
başladığı yerin müdürü olabilen de benim. En önce başkan yardımcısı olan kişi
de benim. Emekli olduğum BİDB için de bir kitap yaz diyorlar. Büyük bir kitap
olur, tabii.
Ali
İhsan Aksamaz: Herkes pek bilmiyor ancak ben çok iyi
biliyorum. Siz horon öğretmenisiniz. Horon alanında aşağı yukarı yüzlerce
öğrenciniz olduğunu biliyorum. Ne zaman, hangi dernekte horon öğretmeye
başladınız?
Kemal
Özbıyık: 1974 yılında, Ankara’daki Arhavi Derneği kurulmuştu.
Faaliyetler yürütüyorlardı, ellerinden geldiği kadar faaliyetlere destek
veriyorlardı. Yılda bir iki sayı dergi yayımlıyorlardı. Yılda bir iki davet
düzenliyorlardı. Kiraladıkları dairede toplanıp pişpirik oynuyorlardı, okey
oynuyorlardı, tavla oynuyorlardı. Önceki zamanlarda kültürel faaliyet
yürütüyorlardı, horon oynuyorlardı. Ancak zaman geçtikçe horon faaliyetleri
bitti. Öğreten kimse de yoktu. Ortada horon
oynayacak yerel kıyafet, çizme vb. de kalmamıştı.
Düğünlerde, davetlerde buluşuyorduk. Önceden horon
oynamayı bilen kız ve erkek arkadaşlarımız iki üç defa prova yapıp
oynuyorlardı.
1975 yılında Ankara’daki Orçaylılar Kültür Yardımlaşma
Derneğini kurduk. Ben, bu derneğin her işinde başı çektim. Artvin horonu ve
barını öğretme konusunu Kadir Meriç’e söyledim. Para da almadı. Sağolsun
geldi. Aydınlıkevler’de, yolun
karşısında bir Sakatlar Okulu vardı. O okulun müdür yardımcısı, komşumun
ağabeyiydi. Pazar günleri o okula gidip çalışıyorduk. Bir yıl boyunca orada
çalıştık. Artvin oyunlarını da öğrendik. Bir yıl sonra öğretmenliğe başladım. Sonra
bizi o okuldan çıkarttılar. Çalışacak salon bulamadık. Cavit Özkosif ağabeyin Siteler’de kereste satan mağazası vardı; kereste
tüccarlığı yapıyordu. Kereste mağazası vardı. Her pazar günü o kereste
mağazasına gidip sağda soldaki keresteleri bir kenara diziyor, etrafı silip,
süpürüp horon çalışıyorduk.
Arhavi horonlarını o zamanlar Hamoy Derneğinde
öğreten Musa Kâzım Özbirinci’ye gidip konuştum. O da gelip Arhavi’nin dört
horonunu bize öğretti. Yücel ağabey, 1968 yılında Yaşar Turna ve Cengiz Günal’ın,
horonları öğrettiği gençler içindeydi. Derneğimiz için kimseden para almadık.
Yönetimde olan bizler, para gerektiren her şeyi kendimiz yaptık. Davetler
yaptık, düğünler yaptık. Kültürümüzü yaşatmak için bir araya gelip konuştuk,
dilimizi konuştuk. Horonlarımızı oynadık. Lazca şarkılarımızı söyledik. Oldukça
güzel çalışmalar yürüttük.
1978 yılından itibaren Artvin horonlarını ve barını
öğretiyorum. O zamandan beri doğru dürüst dinlenemedim. Talep eden kız ve
erkeklere her yıl yine horon öğretiyorum. Şu ana kadar da öğrettiğim hiçbir şey
için para almadım. Cebimden harcayıp, lâzım olan herşeyi satın aldım. Öğretmeyi halâ bırakmadım. Şimdi 2018 yılı
içindeyiz. Bu yıl da horon ekibi çalıştırıyorum. Her pazar günü toplanıp
Ankara- Dikmen- Keklik Pınar’ındaki “Artvin Evi”nde ekip çalıştırıyorum. Tulum
ve akordiyon kursu için kuruma parayı, öğrenenler ve para kazananlar veriyor. Ben
öğrettiklerimin karşılığında yine para almıyorum, almayacağım da. Benim
horonlarım, dilim, kültürüm yaşasın, bana yeter!
Daha önce de belirttiğim gibi, Orçaylılar KültürYardımlaşma Derneği’nde ekip
çalıştırdım. Sonra da (ODTÜ – THBT) Orta Doğu Teknik Üniversitesi- Türk Halk
Bilimleri Topluluğu’nda ekipler çalıştırdım. “Dağarcık“ı çalıştırdım. “ FOLKTUR”a
yardımcı oldum. 1995 yılından sonra kapandı. Kapalı değildi ancak faaliyeti
yoktu. Sonra Arhavi Derneği yine açıldı. Beni çağırdılar. Orada da ekip
çalıştırdım. Bir yıl sonra Arhavililer Vakfı kuruldu. Bu faaliyetlerimizi
yürütmek için, Maltepe’deki düğün salonunu çalıştıran; Ömer, Şener, Erdoğan Özkazanç
kardeşlerin Altınbaşak Düğün Salonunda her pazar günü saat 10.00’dan 12.00’ye
kadar çalıştık. Onların hakkını ödeyemeyiz. Orada da öğretmenlik yaptım. Sonra
Ankara Artvin Derneği, beni çağırdı. Orada da uzun yıllar boyunca ekip
çalıştırdım.
Sonra, ODTÜ’de çalışanlar için bir halk oyunları
ekibi kurdum. Bu ekibin adını “ ODTÜ – PERHOT “ koydum. Onlar da şimdi farklı halk
oyunlarını sergiliyorlar.
ODTÜ’nin 60. yılında, 2016 yılında, beni çağırdılar; yaşını başını almış kadın
ve erkekler Arhavi horonlarını tulum
eşliğinde oynadık. Orada da “ODTÜ- HTBT-
FOSİLLER” adıyla oynuyoruz.
Yukarıda da belirttiğim üzere, ben şimdi, her pazar günü, Ankara’da “Artvin Evi”nde, en üst katta, Artvin halk
oyunlarını öğretiyorum, ekip çalıştırıyorum. Bu yıl tam 40 yıl oldu;
bırakmadım. Dizlerim bana “artık yeter”
diyene kadar halk oyunları ekiplerini çalıştıracağım.
Ali
İhsan Aksamaz: Şimdi emeklisiniz ancak boş
oturmuyorsunuz. Başka kültürel
çalışmalarla da meşgul oluyorsunuz. Ankara’da başka hangi kültürel çalışmaları
yapıyorsunuz?
Kemal
Özbıyık: Para kazandığım işten emekli oldum. Ancak yine de çalışıyorum.
Çocukluğumdan beri dinleyip kaleme aldığım kültürel derlemelerimi düzenliyorum.
Yine horon ve Artvin barlarını çalıştırıyorum. Elinden gelen kültürel
çalışmaları yürütüyorum. Ancak bu yürüttüğüm kültürel faaliyetler için para
almıyorum. Lazcaya ilişkin kültürel verileri elimden geldiği kadarıyla bir
araya getiriyorum. Arkadaşlarla toplanıyoruz, konuşuyoruz. Geliyorlar, bizi dinliyorlar. Bildiklerimi
söylüyorum. Yüksek lisans ve doktora öğrencileri, beni arayıp buluyorlar. Onlara
yardımcı oluyorum.
Arkadaşlarla sık sık yine bir araya geliyoruz,
konuşuyoruz. Ben de konuşuyorum, bildiklerimi söylüyorum. Farklı köylerden de
beni çağırıyorlar; gidiyorum oralara da destek oluyorum. Ankara’da da
organizasyonlar oluyor; yardımcı oluyorum. Zaman oluyor ben konuşuyorum, zaman
oluyor dinliyorum. Tabii bütün bunlardan da emekli olmayacağım! Böyle öleceğim
için hoşuma gidiyor.
Ali
İhsan Aksamaz: Kitabınızdan konuşalım. Yayınlanmış bir
kitabınız olduğunu biliyorum: “Üzeleri toz olmasın”. Kitabınız başkent Ankara’da
ne zaman çıktı? Bu kitabınızla insanlara neler anlatıyorsunuz?
Kemal
Özbıyık: Emekli olduktan sonra topladığım kültürel
materyalleri düzenlemeye başladım. 320 sayfalık bir kitap çıkarttım. Kitabın
içinde 48 farklı makale benim. Önceden yaşananları, söylenenleri, kulağımla
duyduğum her şeyi, gözümle gördüklerimi yazdım.
Kitabımın adını Türkçe koydum. Laz olmayanlar da
anlasın istiyordum. Lazca yazdığım şeylerin Türkçesini konuştuğumuz gibi yazdım.
Kitabım, Ankara’da, KarinaYayınevi’nden 2016 yılının Aralık ayında çıktı; internetten
kitap satılan her yerden satın alınıyor.
Ali
İhsan Aksamaz: Kitabınızdaki bir mektuptan öğrendim,
sizin Alman Rudiger Bennighaus bey ile de arkadaşlığınız var. Bu
arkadaşlığınızdan da birkaç kelimeyle bahsedin, olur mu?
Kemal
Özbıyık: 24 - 25 yaşlarımdayken, başkaları bana gelip
bilmedikleri bir şeyleri soruyorlardı. “Bunun ne olduğunu biliyor musun? Sende
şu var mı?” gibi soruları bana mütemadiyen soruyorlardı. Çocukluğumdan bu yana
topladığım kültürel verilerden, elimde olanlardan haberdardılar. O zamanlar
bana, “Sen, yaşını başını almış insanlardan daha çok bilgili, saygın bir
kişisin,” diyorlardı. Tabii ben de hâliyle utanıyordum. Öte taraftan da bana söyledikleri bu vb. övücü
sözler hoşuma gidiyordu. Yıl 1981 olmuştu. Haziran’da dört aylık kısa dönem
askerlik hizmetimi tamamlamak üzere Antalya’ya gidiyordum. O zaman, Ankara’da,
Cebeci Stadının altında horon çalıştığımız yerlerimiz vardı. Biz orada yüz
kadar kişi, kızlı erkekli horon çalışıyorduk.
Ankara’da, Ulus’ta Arhavili Lazların genellikle
gittikleri Lâle Kahvesi vardı. Rudiger, Almanya’da, Lazca bir kursun asistanıymış.
Lazların oynadıkları horonlara ilişkin akademik tez çalışması yapıyormuş. “Bu
horon işi nasıl oluyor? Bana bu konuyu öğretecek birini nerede bulabilirim?”
diye, o zamanlar Almanya’da çalışan Arhavililere sormuş. Sorduğu kişiler de
benim adımı vermişler. Rudiger de Ankara’ya gelmiş. Rudiger, çok iyi Türkçe ve
Lazca biliyordu. “Ben Arhavili bir Lazı arıyorum. Nasıl bulabilirim?” diye yana
yakıla etrafa sormuş. Rudiger’e, “Arhaviliyse, Laz ise, Ulustaki Lâle Kahvesinde
muhakkak olur; oraya git! Orada öyle birini tanıyan kimseleri mutlaka
bulursun,” demişler. Rudiger, Lâle Kahvesine
gelmiş. Adımı söyleyince, beni tanıyan birisi, “ O, bugün Cebeci Stadının
altındaki yerde horon öğretiyor. Oraya git, mutlaka onu bulacaksın,” demişler.
Rudiger, böylece gelip beni buldu. Ben de ona, onun kültürel konulara ilişkin
öğrenmek istediği şeyleri söyledim. Rudiger, horona çok yetenekliydi. Onunla her
gün horon çalıştık. Ertesi pazar günü, Cebeci Stadına geldi. Çalıştırdığım
öğrencilerimle bir güzel horon oynadı. Çocuklarla, delikanlılarla konuştu. Bir
şeyler konuştuk. Horon konusunda öğrenmek istediği her şeyi ona anlattım. Ona
söylediğim her şeyi güzelce not aldı. Ben daha sonra Arhavi’ye gittim Oradan da
askerlik hizmetim için Antalya geçtim. Askerlik hizmetimi tamamlayıp
Antalya’dan geldikten sonra, Rudiger, PTT ile bana Lazca yazılı bir şeyler
gönderdi. Ben de ona bir mektup yazdım. 1984
yılında bana yazdığı mektuptan sonra, bana yazmadı, ben de ona yazmadım. 1984
yılında bana yazdığı mektubu sakladım. Arhavi’nin köy ve yaylalarına ilişkin
bana gönderdiği elle çizilmiş haritayı da sakladım. Elle çizmiş o haritada iki
köyün adını farklı yere yazmışlar. Diğerlerinin hepsi doğruydu.
Rudiger, 2002 yılında yine Ankara’ya gelmiş. Arhavililer
Vakfı’na da gelmiş. Yine, “Laz horonu, Laz dili, Laz kültürüne ilişkin bana
aydınlatıcı bilgiler verecek bilgili kişileri söyleyin!” demiş. O zamanlar
vakıfta çalışan kızcağız da ona benim adımı vermiş; “Telefon açalım da konuş,”
demiş. Fakat onunla o zaman görüşemedik. Rudiger’in istediği kültürel konulara
ilişkin bilgileri verdim. Ancak o, bana göre farklı şeyler konuşuyordu. Ben de
ona, “Küçük çocuklarla böyle şeyleri konuşma, sonra onlar farklı işlere
karışırlar. Sonra da iyi olmaz,” demiştim. O sebeple benimle konuşmadı. Sanırım
Rudiger şimdi Almanya’da bir üniversitede öğretmenlik yapıyormuş. Yazdığı
birkaç şey internette var. Ancak yazdıkları doğru mu? Onu bilmiyorum.
Ali
İhsan Aksamaz: Kemal bey, başka kültürel projeleriniz
var mı? Başka bir kitap yazma konusunda çalışmalarınız var mı?
Kemal
Özbıyık: 2007 yılında Funda Özyurt’un yaptığı “Lazlar 4000
Yıllık Tarih“ adlı belgesele yardımcı oldum; bildiklerimi söyledim. Laz
horonlarının videolarını çekti. Belgeselin interaktif DVD’sinde horonlarımız
var.
Elimde üç kitap çıkartacak kadar kültürel derleme
var. Şu anda ikinci kitap çıkacak hale geldi. Ancak bunun için, diğerleri için para lâzım. Para bulunca,
onları da yayınlayacağım. Çıkacak mı bilmiyorum şimdi. Ankara’daki Laz
komşularla bir araya geliyoruz. Bildiklerimizi birbirimize aktarıyoruz, bilgi
alıp veriyoruz. Ben halâ araştırıyorum. Ulaştığım bilgilerin doğru olup
olmadığını araştırıyorum. Doğru olanları yazıyorum. Bu günlerde sen de muhakkak
görüyorsun; internetteki bilgiler doğru mu, değil mi, bilmediğim şeyleri
gösteriyorlar.
Lazca konuşunca didişiyoruz. Kemalpaşa, Hopa, Arhavi,
Borçka, Fındıklı, , Ardeşen, Çamlıhemşin, Pazar; Lazca konuşanların olduğu
yerler. Farklı konuşunca anlamıyoruz. Şimdilerde Lazca ve Laz kültürüyle para
kazanan insanlar zuhur etti. Bunlar doğru iş mi, bilmiyorum. Kulaktan duyma
şeyleri doğru gibi yazıyorlar. Okuyanlar da orada yazan yalanları doğru sanıyor.
O zaman da yalanlar doğru gibi yazılıyor. Bir araya gelmedikçe, doğru
bildiklerimizi konuşmadıkça, bildiğimiz doğru şeyler de ortadan kaybolacak.
Bizler ne yapıyoruz? “Senin dediğin doğru değil,
benim söylediğim doğru. Sen bilmiyorsun, ben biliyorum. Sen doğru adam değilsin,
ben doğru adamım.” Böyle şeyler söyleyip zamanı öldürüyoruz. Zaman geçip
gidiyor. Büyüklerimiz, bu konuları düzeltmeden ölmüşler. Onların yapamadıkları
her şeyi biz de yapmıyoruz. Bir şeyler yapmak için değil, kendimiz için, para
için çalışıyoruz. Lazcaya bir şey katmıyoruz. Birbirimizi yiyip zamanı
öldürüyoruz. Ben meseleyi böyle görüyorum, kardeşim! Doğru görüyor muyum,
bilemiyorum.
Ali
İhsan Aksamaz: Kemal bey size teşekkür ediyorum. Bu
söyleşiyle çok şey öğrendim, sevindim. Tanrı, sizi de sevindirsin! İsterseniz,
bu söyleşimizi artık sonlandıralım. Ancak sizin başka söyleyecekleriniz varsa,
lütfen onları da söyleyin! Tanrı, sizi çoluk çocuğunuzla her zaman sevindirsin!
Her zaman sevinç içinde yaşayın!
Kemal
Özbıyık: Lazca, en önce ölecek dillerin en önünde, Kardeşim. Öyle
görünüyor. Olgun insanlar bir araya
gelmezsek, dilimiz de ölecek! Böylece biz de ölmüş olacağız. Bizi toprağa
indirecekler. Öbür dünyaya gittikten sonra, Tanrımıza ne diyeceğiz? Birbirimizi
yedik, yedik zamanımızı öldürdük mü diyeceğiz? Ortada paylaşamadığımız ne var?
Öbür dünyaya kim ne götürebilmiş ki biz götürebileceğiz? Bir araya gelip “ben” demeyelim;
“biz” diyelim! Birbirimize bir şeyler verip, birbirimizden bir şeyler alıp
geleceğimiz için doğru bir şeyler yapalım. Yapabilir miyiz? Çok kolay
olmadığını biliyorum. İyiliklerle, güzelliklerle, iyi günler görelim. Bu
yazdıklarımı okuyanlara Tanrı yardım etsin; Tanrıdan istedikleri her güzel şeyi
Tanrı yerine getirsin!
Armağan Serdaroğlu, Ali
İhsan Aksamaz, Musa Cedeşi, Kemal Özbıyık, Demir Akın, Şevket Çorbacıoğlu (23 IV
2017)

